Author

Şifalı Bitkiler

Browsing

Bu sayfada sizlere şifalı bitkileri anlatırken kökenlerinin hep Afrika, Amerika, Uzak Doğu gibi ülkeler olduğundan bahsediyoruz. Yok mu bizim ülkemize özgü de şifalı bitkiler diyenler için şahane bir yanıtım var. Evet, pek çok derde deva olan, faydalarını sayfalarca anlatacağım keten tohumunun anavatanı Türkiye’dir. Türkiye dışında Suriye, Irak ve Mısır gibi ülkelerde de doğal olarak yetişen keten bitkisinin yetiştiriciliği de daha çok Avrupa, Asya ve Amerika kıtalarında yapılıyor. Bir Akdeniz iklimi bitkisi olan keten tohumu bol miktarda Omega 3 ve B12 vitaminleri içerdiğinden özellikle zihinsel sağlık için yüzyıllardır tüketilmektedir. Son yıllarda obezitenin ve bu bağlamda zayıflamak için sağlıksız, yetersiz beslenmenin baş gösterdiği düşünüldüğünde keten tohumunun, sağlıklı bir şekilde kilo vermeye yardımcı olması da değerli bir özelliktir. Aslen keten bitkisinin meyvelerinden elde edilen bu keten tohumu, sağlıklı yağlar, protein ve genel vücut sağlığına çok faydalı olduğu düşünülen linamarin gibi maddeler açısından da oldukça zengindir. Malumunuz ki; özellikle şehir yaşamında sürdürmekte olduğumuz sağlıksız beslenme kaynaklı…

Doğanın en güçlü şifa kaynaklarından birisi olarak bilinen ve tüm dünya mutfaklarında sıklıkla kullanılan zerdeçal, ilk olarak Hindistan’da boya olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dünya genelinde yaklaşık 2500 yıldır kullanılan, tüketilen zerdeçalın içeriğinde bulunan etken maddenin adı “curcumin”dir. Bu maddenin pek çok sağlık sorununu önlediği, var olan sorunlara da doğal tedavi imkanı sağladığı düşünülmektedir. Zencefil ailesine ait yumrulu, otsu bir bitki olan zerdeçal aslında sıcak iklimleri sevmekte ve yıl içinde ortalama 20 -30 derece sıcaklık ve yıl içinde düzenli olarak yağış istemektedir. Daha çok Güney Asya ve Orta Doğu mutfağında baharat olarak kullanılan zerdeçal, oralardan tüm dünya mutfaklarına yayılmıştır. Mutfağın yanı sıra da verdiği doğal sarı renk dolayısıyla boya imalatında da sıklıkla kullanılıyor. Yemeklere kullandığımız zerdeçal, biraz acı biraz da biberli tat verir, hardala benzer de bir koku katıyor. Zerdeçalın yemeklerde ve boya üretiminde kullanmanın yanı sıra keşfedilen tıbbi özellikleri dolayısıyla da var olan değeri artmıştır. Zira zerdeçal, anti-inflamatuar özellikleri ile bilinir, yapılan…

Bizim beslenme sepetimize son yıllarda giren hindistan cevizi, Palmiyegiller ailesine ait ve tropikal iklimlerde yetişebilen bir meyvedir. Ağaçlarda oldukça uzun olan hindistan cevizlerinin kabukları tüylü ve kahverengiyken, iç kısımları ise bembeyaz yapıdadır. Hindistan cevizi şifalı bir besin olarak bilinmekte ve yüzyıllardır alternatif tıpta kullanılmaktadır. Yediğimiz, suyunu içtiğimiz, yağından şifa bulduğumuz hindistan cevizi; C, A ve K vitaminleri bakımından oldukça zengindir. Hal böyle olunca da cilt, saç ve vücut sağlığına oldukça faydalıdır. Bu sebeple de ilaçlarda, takviye gıdalarda, saç bakımı ve kozmetik ürünlerde, kremlerde hindistan cevizi kullanılır. Hindistan cevizi yağı ile hazırladığımız maskelerle cilt sağlığımızı destekleriz. Yüzyıllık ömrü olan hindistan cevizi ağacı, genellikle 60-70 yıl boyunca devamlı olarak meyve verir. Bizim ülkemiz gibi tropikal olmayan bölgelerde yetişmesi çok zor olan hindistan cevizi bizim mutfaklarımıza genellikle toz halinde geliyor. Ancak faydaları artık tüm dünya tarafından bilindiği için meyve olarak da hindistan cevizi bulmak mümkün oluyor. Hindistancevizi, kolay sindirilebilen yağdan yüksek miktarda içerdiği…

Yazın çok sık olmasa da, kışın mutlaka çayımıza, tatlımıza bir tutam tarçın atıyoruz. Özellikle tarçın eklediğimiz bitki çaylarının tadına doyum olmuyor. Peki, ama neden tarçını daha çok soğuk havalarda tüketiyoruz? Yanıtı basit aslında: Tarçının soğuk, üşütme kaynaklı hastalıkların tedavisine doğal bir katkı sağlaması ve bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Böyle bahsettiğimizde tarçının dört mevsim saklanabileceği, tüketilebileceği gerçeğini de göz ardı etmiş olmuyoruz. Zira tarçın içerdiği zengin vitamin ve besinler sayesinde birçok hastalığı tedavisinde kullanılıyor ve pek çok hastalık için de koruyucu özellik taşıyor. Daha çok ağacın kabuk olan kısmından elde edilen tarçın, çok nadiren de taze yapraklarından faydalanılan bir baharattır. Tarçın; sinamil alkol, sinnamaldehit, terpen, weiterhin, müsilaj olmak üzere bol miktarda uçucu yağ açısından da çok zengindir. Tarçın, kararında ve kontrollü olarak tüketildiği zaman birçok hastalığı tedavi etme özelliği vardır. Özellikle enfeksiyon kaynaklı hastalıklar için çok önemli bir şifa kaynağıdır. Ayrıca hastalıklara karşı vücudu, metabolizmayı korur ve güçlendirir. Tarçın kan şekerini dengede tutar!…

Günümüzde metabolik hastalıkların, obezitenin, kalp ve damar, akciğer, karaciğer, bağırsak gibi çok ciddi rahatsızlıkların bu derece yaygınlaşmasının en önemli sebebi kesinlikle doğal beslenmiyor olmaktır. Marketlerde hazır olarak satılan paketlenmiş, katkı ve koruyucu madde içeren besinlerin pek çoğunun sağlığımıza hiçbir faydası olmadığı gibi çok ciddi zararları da var. Özellikle rafine edilmiş bembeyaz şeker tüketmek demek, tüm hastalıklara davetiye çıkarmak demektir. Şeker tüketerek; yüksek kan şekeri seviyesi, kalp sorunları ve obezite başta olmak üzere hayatı tehdit eden hastalıklara uygun ortam oluşturuyoruz. İşte bu etkileri en aza indirmek amacıyla pek çok kişi düşük kalorili, bitkisel kaynaklı tatlandırıcı maddeler tüketme eğiliminde. Günümüzde şeker yerine kullanılan maddeler arasında en popüler olanlar ise; stevia, sükraloz, sakarin ve aspartamdır. Ancak bunların içinde stevia otu, bitkisi diğerlerine göre bir tık daha sağlıklı ve faydalı olarak kabul ediliyor. Stevia neden diğer tatlandırıcılardan daha iyi? Aslında stevia adı, hem tatlandırıcı sağlıklı gıda marketlerinde satılan tatlandırıcı maddeyi hem de bu tatlandırıcının…

Sağlıklı yaşamın doğal yaşamdan geçtiğinin daha iyi anlaşıldığı günümüzde doğal beslenmeye daha çok önem verilmeye başlandı. Bu bakımdan doğanın bir mucizesi olan bitkiler tohumlar, yaşam ve beslenme alanlarımızda çok daha geniş yer almaya başladı. Bu bağlamda yaşamımıza giren spirulina da yüksek besin değerine sahip ve sağlığa faydalı olduğu için tüketilmekte. Bizim son yıllarda tüketmeye başladığımız spirulina, aslında asırladır tüketilen mikroskobik su yosunudur. Son dönemlerde “süper besin” ya da “denizden gelen mucize” şeklinde anlatılan spirulinayı daha yakından tanımakta fayda var. Basitçe su yosunu olarak tanımlayabileceğimiz spirulina, teknik olarak bir bitki değil, bir tür siyanobakteridir. Yani spirulina; mavi-yeşil algler, mavi-yeşil bakterilerden bir tür. Tıpkı evlerimizdeki akvaryumun suyunu yeşile dönüştüren, suyu bulanıklaştıran, akvaryum cam ve tabanında yosun katmanı oluşturan “şey” bir siyonabakteridir. İşte bu spirulina; tropikal iklimlere yakın iklimlerde, türüne göre okyanusta veya tatlı sularda yaşayan, bakteri benzeri mavi-yeşil canlılardır. Spirulina mikroskobik spiraller şeklinde büyüyor ve bu spiraller de birbirilerine yapışıp bir tabaka…